Neyzen Tevfik Anılıyor

Yaşamının
Bu haber 2008-01-30 tarihinde Bodrumlife tarafından yayınlanmıştır.


Yaşamının önemli bir kısmını Bodrum'da geçiren Neyzen Tevfik ölümünün 54. yılında anılıyor. Bodrum'dun en güzel caddesinde yaşadığı ev bulunan Neyzen Tevfik için Bodrum merkezinde bir de heykel yaptırılmıştır...
Bodrum'un sakinleri, Neyzen ile geçirdikleri zamanları bugün kahvelerde ve toplantılarda anlatmaktadırlar...

Aşağıdaki yazı Kalan Müzik sitesinden derlenmiştir...

 

 Neyzen Tevfik Kolaylı (14 Haziran 1879-28 Ocak 1953) Neyzen Tevfik, hem Mustafa Kemal'e ve gerçekleştirdiklerine bağlı olarak yaşadı; hem de onların savunuculuğunu yaptı. 1926'da yazdığı "Açmaz" adlı şiirinde, Hilâfet'in kaldırılmasının yerindeliğini vurguladı; din sömürücülerinin iç yüzünü sergiledi.

Neyzen Tevfik, Baskıyı, yobazlığı, din-mezhep ayrımcılığını, insanlar arasındaki eşitsizliği, çıkarcı politikacıları, çağdaşlaşma adına girişilen yararsız özentili davranışları kınamış; inanç özgürlüğünü, kadın haklarını savunmuştur. Yaşamın acılarını, toplumdaki bozuklukları, haksızlıkları konu edindiği hicviyeleri dillerde ve gönüllerde yer etmiştir. Üünün yaygınlaşmasında halk tarafından çok sevilmesinin de çok büyük payı vardır. Yergilerini genellikle siyasal ve dinsel baskıya, çıkarcılığa yöneltmiş, toplumdaki tüm haksızlıkları çekinmeden dile getirmiştir. 1919 tarihli â??â??İstanbul?? ise İstanbul`un ve memleketin karanlık günlerini yansıtan, yönetimi eleştiren bir şiirdir. Neyzen Tevfik dörtlüklerinden birçoğunda da İstanbul`un aksayan belediye hizmetlerini yermiştir. 14 Haziran 1879'da, babası Bafralı Hafız Hasan Fehmi Efendi`nin rüştiye öğretmeni olarak görevli bulunduğu Bodrum`da dünyaya geldi. Tam adı Tevfik Kolaylı'dır. Yergi şiirleriyle, kalenderce ve kural tanımaz yaşantısıyla, içki düşkünlüğüyle tanınan şair ve neyzen. â??â??Neyzen Tevfik?? diye anılır.
 
Babasının görevli bulunduğu Urla kasabasında amatör bir neyzenden nota ve usul bilgileri öğrenerek başladığı ney çalışmalarını kendi kendine ilerletti. İzmir İdadisi'ne girdiyse de bitirmeden ayrıldı. Bu arada gene kendi kendine Farsça öğrendi. İzmir Mevlevihanesi'ne girdi. Daha sonra İstanbul'a yerleşerek Galata ve Kasımpaşa Mevlevihanelerine devam etti. Bir yandan da şiirle ilgileniyordu. 1898`de Muktebes gazetesinde ilk şiiri yayımlandı. 1899`da geldiği İstanbul`da edebiyat ve musiki çevrelerine girdi. Eşref'le ve Mehmet Akif'le tanıştı ve şiir konusunda her ikisinden de etkilendi. 1908'den sonra bir süre Mısır'da bulundu. Deccal Dergisindeki II. Abdülhamid'i yeren bir şiiri nedeniyle gıyabında idama mahküm edildi. İkinci Meşrutiyetin ilanıyla 1913'te İstanbul'a döndü. Ölümüne kadar zaman zaman başka şehirlere gitmekle birlikte, İstanbul`da kendine özgü çizgidışı yaşamını sürdürdü. 
Neyzen Tevfik İstanbul`la ilgili yergilerinden çok, kendi yaşantısıyla bir dönem İstanbul`un simgesi olmuştur. Kahvelerde, meyhanelerde, bekár odalarındaki yaşantısı, kendisine gönülden ilgi gösteren varlıklı kişilerden kaçması, şair ve neyzen yanıyla İstanbul`un aydın çevrelerinde gördüğü saygı ile kendine özgü bir yer edinmiştir. Canı isterse dönemin en seçkin devlet, edebiyat ve sanat adamlarıyla aynı sofrada içmiş, canı isterse en süfli meyhanelerde berduşlarla, bitirimlerle dostluk kurmuş, yaşamıştır. Elinde neyi, sırtında torbası, arkasında köpeği ile İstanbul`un dilediği semtinde, káh bir viranede, káh bir kovukta, káh bir konakta yaşamıştır.Ney çalmadaki ve şiir okumadaki ustalığı ile sözünü esirgemezliği haklı ve yaygın bir ün kazandırdı. Neyzen Tevfik genellikle toplum kurallarına uymadan yaşamını sürdürmüştür. Sazını bir geçim kapısı haline geçirmemek için direnmiş, yalnızca içinden geldiği zaman ney üflemiştir. Neyzenliğini geliştirmek kaygısı duymamış, sanat değeri kalıcı bir müzikçi olmak için uğraşmamıştır.

Neyzen Tevfik, söylenceleşen yaşamını neyi ile, meyi ile, düzü ile 28 Ocak 1953'te noktalar. Cenaze törenine katılanların bileşimi, söylencenin niteliğini çok iyi yansıtmaktadır. Tanıyanlarından ve dostlarından Hakkı Süha Gezgin, "Neyzen'in Cemaati" başlıklı yazısında şöyle yazıyor:
"Sinan Paşa Camii, içiyle, dışıyla, anacadde karşıki Barbaros meydanı, bütün kahveler, kıraathaneler tıklım- tıklım. Her gelen otobüs, tramvay, otomobil katarları, bu kalabalığa yeni insan yığınları döküyor.
Neyzen'in huzurundayız. Bu kalabalık, onun cemaatidir. Kimler yok ki!. Başta vali hasta döşeğinden kalkıp gelmiş. Muavinler, daire müdürleri, kalburüstü memur sınıfı. Sonra, Üiversite kadrosu, profesörleri, talebesiyle, orda. Edebiyat ve san'at adamları, isim yapmış büyük şahsiyetler, her biri yolunda yeni fetihlere, yeni ganimetlere ermiş meşhurlar, şairler, romancılar, münekkitler, sahne adamları. Sonra musiki çevremiz, dergâh erenlerinden sokak kemancılarına varıncaya kadar hepsi orda.Bunlardan başka sarhoşlar, esrarkeşler, ayyaşlar, serseriler.. Onlar da derlenmişler, toparlanmışlar, kılıklarını düzeltmişler, 'Neyzen Baba'nın tabutuna sarılmışlar. 'Tevfik'in cenazesi altında işte bunlar yan yana, omuz omuza birleşmişlerdi."

Neyzen Tevfik'in Atatürk'le tanışması oldukça ilginçtir. Yakın dostlarından Hakkı Süha Gezgin, bir gün Atatürk'ün Neyzen Tevfik'i dinlemek istediğini; "sokulduğu 'in'leri bildiği için" kendisine başvurulduğunu ve arayıp bularak Dolmabahçe Sarayı'na götürdüğünü belirtir. Gecenin nasıl geçtiğini ise olaya tanık olanlara yaslanarak şöyle anlatır:
"Atatürk'e uzun uzun aşkla üflemiş. 'Sofra'da kendinden geçmeyen kalmamış. Paşa duyduğu borcun 'haz'zın borcunu ödemek isteyerek:
-Tevfik Bey, demiş, bu akşamın hâtırası olarak size ne gibi bir hizmette bulunabilirim?
Neyzen'in cevabı:
-Hiç!
Olmuş. Paşa ısrar edince:
-Ha, demiş, (...) Benim nüfus tezkerem yok. Bana bir kafa kâğıdı çıkart.
Paşa hayretle sormuş:
-Canım nasıl olur, siz kaç yaşındasınız?
-Altmışa yaklaştım... Ama bugüne kadar nüfus çıkartamadım... Çünkü biat edecek hükûmet bulamadım. İlk defa senin hükümetine biat ediyorum."
Neyzen Tevfik, hem Mustafa Kemal'e ve gerçekleştirdiklerine bağlı olarak yaşadı; hem de onların savunuculuğunu yaptı. 1926'da yazdığı "Açmaz" adlı şiirinde, Hilâfet'in kaldırılmasının yerindeliğini vurguladı; din sömürücülerinin iç yüzünü sergiledi:

Gece bastı kara kaplı kitap oldu hâkim,
Anırırken tepişen bunca eşek hep âlim!
Hepsi de kendisinin gittiği yol doğru sanır,
Râzidir yaptığına az buçuk elden utanır!
Utanırken garazım menfaatinden korkar,
Yoksa her şeye müsait o sarık, o kanlı yular!

"11.1.1929" tarihli "Türk'e İkinci Öğüt", "Türk'e Birinci Öğüt"ü yazdığı 1923'lere oranla durumun iyiciliğinden duyduğu sevinci dile getirir: "Gel, gün aydın, şimdi bak şu kurduğun âsâre Türk, / Başlamıştır ülke isti'dâdını izhâra Türk, / Asmânı yık, yığ istiklâli istikrare Türk, / Nanköre açtırma göz, hiç verme yüz ağyâra Türk, / Basmasın nâdan ayağı rehgüzâre-ı yâre Türk!" Bilim ve teknolojiden yana, batıcı bir tutum içerisindedir: "Ã?smâna kak, temelden maksadım tayyare yap, / Cehli kahrettikçe idrâkinle fenne, ilme tap, / Gitme mâzinin karanlık yollarından, garbe sap, / Varsa iblisin külâhı, sen atik davran da kap, / Sıç da giydir düşmanı bîdâd olan eşrara Türk!" Daha da ileri gider ve "Garb'ı takdir etmeyen nâdanı sokma meclise," der.
Neyzen Tevfik'in "Atatürk Dönemi"nin siyasal ve toplumsal oluşumlarını / sorunlarını konu edinmekten kaçınması ve kendini Osmanlıdan devralınan yapıya karşı konumlandırması da bu bağlılıkla ilişkilendirilebilir. Ölümü üzerine duyduğu acıyı, kardeşi ޞefik Kolaylı, şöyle anlatıyor:


"Babam ve anamın vefatında Neyzen'in öyle gözlerinden yaş çıkacak kadar ağladığını görmedim. O, ölümü tabiî addediyordu. Atatürk'ün ölümünde Pendik'te yanımdaydı. Radyodan Atatürk"ün vefâtını duyunca hüngür hüngür ağlamıştı. Ömrümde bir defa Neyzen'in böyle ağladığını gördüm."

Nitekim "Beyoğlu, 13 İkinciteşrin 1938" tarihli "O Ölmedi" adlı şiiri, içten bir yazıklanmadır:
Tanrı ölmez, O dilerse görünür bir müddet,
Kaybolunca O'nu kalbinde bulur her millet.
Biliyormuş kaderin cilvesini evvelce,
Bütün ecrâm-ı semâ yasla büründü o gece.

Yaklaşan bir acı önce güneşi korkuttu,
Ay tutuldu diyemem gökyüzü mâtem tuttu.
Ata geçtin ebedin mevki'-i müstahkemine
Bir direktif veriyor arza, beşer âlemine!

Bize ilhâm ile isâl ediyor her haberi,
Ki O'nun kudret-i külliye, emirber neferi.
Bağladı dâr-ı fenânın ebede telsizini,
Güdelim açtığı yollardan mübarek izini.

Atatürk'ün beşere sunuğu peymânı budur:
Atatürk'e inananlar er olur, sulhu korur!

Çalarken..
Soruyorlar:
--Neyzen,çalarken mi neşelenirsin,yoksa neşeli olduğun zaman mi çalarsın?
Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemidir.
Neyzen: " Maliye Vekili değilim ki,çalarken zevk alayım "....

Yararlanılan kaynak: Kalan Müzik 

 


 


 





 Bu haber 1973 kez izlenmistir